Lisedeyken, ne zaman Açlık Oyunları gibi bir evrende geçen bir kitap okusam ya da film izlesem, kahramanlarına hep çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Dünyanın bütün yükü onların omuzlarındaymış, ödedikleri bedeller her zaman çok ağırmış gibi gelirdi. Bir bakıma bu, hikâyelerin doğası gereği böyle olsa da artık bu fedakârlıkların herhangi bir insanın yaptığı fedakârlıklardan daha büyük olduğundan emin değilim. Kahramanlar ne kadar büyük kararlarla sınansalar, sevdiklerinin hayatlarını riske atsalar ve kendi can güvenliklerinden hiçbir zaman emin olamasalar da sonuçta bu fedakârlıkları kendi savaşları için yapmıyorlar mı?
Öte yandan, yine can güvenliğinden emin olmayan ve sevdiklerinin hayatlarının da tehlikede olduğunu bilen insanlar var. Üstelik bu insanlar, kendi savaşları için mücadele etmiyor. Evet, daha iyi bir dünya umuduyla hayatlarını riske atıyor, fedakârlıklarda bulunuyorlar; ancak günün sonunda, uğruna her şeylerini verdikleri o “daha iyi dünyayı” büyük ihtimalle görecek kadar yaşayamayacaklar. Yine de bir şekilde, kahramanların aldığı kararların yükü, bir insanın hayatını kaybetmesiyle ödediği bedelden daha ağır gibi sunuluyor. Halbuki insanın en değerli varlığı canı değil midir? Canını verdikten sonra geriye ne kalır?
Bu yüzden artık kahramanların modern dünyanın baskı araçlarından birine dönüştüğüne inanıyorum. Distopik dünyaların bu kahramanları, kendi modern dünyamızın sözde kahramanlarını yüceltmemiz gerektiği mesajını veriyorlar. Eğer kendi dünyamızın ideolojik liderlerini de birer kahraman olarak değerlendirirsek, onları da bu kahraman imgelerinin içine yerleştirebiliriz. Nihayetinde bu ideolojik liderler de kendi doğruları çerçevesinde dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışıyorlar. Farklı yöntemler ve amaçlarla da olsa — hatta bu yöntemler kimi zaman daha büyük zararlara yol açsa bile — amaçları, bu “daha iyi dünya” hayalini insanlara aktarmaktır.
Bu bağlamda, ideolojik liderlerin çoğu zaman iyi niyetlerle yola çıktıklarına inansam da onların da zamanla kendi amaçlarının dışına çıkıp birer baskı aracına dönüştüklerini düşünüyorum. Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü adlı eserinde, baskı güçlerine karşı ortaya çıkan kahramanların, yalnızca “kahramanlık” rollerinden ötürü nasıl birer baskı aracına dönüştüğünü anlatır. Çünkü bir kişi kahraman olduğu anda, artık kendine ait olmaktan çıkar;toplumun güç odaklarına ait bir kavrama dönüşür. Bu kavram da devlet tarafından yeni bir kurallar bütünü oluşturmak için kullanılır.
İşte bu nedenle, ideolojik liderlerin kitaplarda gördüğümüz gerçeküstü kahramanlardan pek bir farkı olmadığını düşünüyorum. Onlar da otoriteler tarafından insanlıklarından uzaklaştırılmış, ulaşılması güç bir ideale dönüştürülmüşlerdir. Varlık amaçlarının dışına itilerek, insanlara körü körüne bağlanacakları bir hedef sunan ideallere dönüştürülmüşlerdir. Halbuki bu kahramanların yola çıkış amacı, insanlara durumlarını sorgulatmak değil miydi?
Gerek kahramanlar gerekse ideolojik liderler, öncüsü oldukları fikirlerin “yüce temsilcileri” olarak otorite kaynaklarınca büyük bir saygıyla anılırlar. Oysa savundukları fikirler, içleri boşaltılarak halkı yönetmek ve baskılamak için kullanılan araçlara dönüşmüştür. Toplumun her kesiminden insanlar da bir şekilde bu kahramanlara ya da liderlere yakınlık hisseder. Sosyokültürel açıdan dezavantajlı kesimler daha kolay etkilenebilir gruplar gibi görülse de, bence tam tersi de mümkündür. Milan Kundera, Ölümsüzlük adlı eserinde bu durumu şöyle özetler: “Sen bana, kötülük yapma ya da yükselme hırsından değil ama fazla zeki olduklarından dolayı Nazilere ya da komünist hareketlere katılan genç insanları düşündürüyorsun.”
Günün sonunda, kahramanlar kahraman olarak kaldığı ve insanlıklarından uzaklaştırıldıkları sürece, toplumun her kesimi üzerinde bir baskı aracı olmaya mahkûmdurlar. Bu durum bana Universal Soldier şarkısındaki şu dizeleri hatırlatıyor:
“And he's fighting for Democracy
He's fighting for the Reds
He says it's for the peace of all
He's the one who must decide
Who's to live and who's to die
And he never sees the writing on the wall.”
Kimin için savaştığını bilemeden, barış adına ölüm kararları alan evrensel askerlere dönüştürülüyoruz kahramanlar tarafından.
Kaynakça: Kundera, M. (2000). Ölümsüzlük (İ. Ergüden, Çev.). Can Yayınları. (Orijinal eser 1990’da yayımlanmıştır)
Sainte-Marie, B. (1964). Universal Soldier [Şarkı]. Vanguard Records. (İlk kez Donovan tarafından yorumlanarak yayımlanmıştır.)
Vassaf, G. (2020). Cehenneme Övgü: Günlük Yaşamda Totalitarizm. İletişim Yayınları. (İlk baskı: 1986)